Etiketler
Kilolarıyla başı dertte olmayanlar, sofraya oturduklarında (unutmayın, oturmaları bir zorunluluk değil, canları belki de ayakta yemek isteyecektir, oturmak anladığınız gibi lafın gelişi) kafalarındaki temel düşünce karnını doyurmaktır. Kilo sıkıntıları olmadığı için biber hapını düşünmek gibi bir sıkıntıları da yoktur.
Açlık hepinizin bildiği gibi rahatsızlık verici bir histir. Bu rahatsızlıktan kurtulmak istemektedirler. İşte burada en güzel anahtar biber hapı’ dır. Biber sizi istemediğiniz kadar tok tutacak ve bu sayede optimum seviyede yiyerek zayıflayabileceksiniz. Ve tabii ki yediklerinden keyif ve zevk almayı ummaktadırlar. İşte bu noktada Kısıtlamalı Beslenme Süreci’ndeki insanlardan tamamen farklıdırlar.
Beslenmesine bilinciyle çeki düzen verme gayretindeki kısıtlamadaki insan ise, sofraya öncelikle bu yemekten kilo açısından en az hasarla kalkmayı umut ederek oturur.
“Kilo sorunsuz” insan, kendisine huzur, güven ve keyif veren sofraya yaklaştıkça için için mutlanmakta; kısıtlamadaki insan ise korktuğu kalorilerle donatılmış masanın yanma yöresine vardığında neredeyse ayakları titremektedir. Ağırlık dengeleme mekanizmaları işleyen insan, günün gerginliklerinin bir kısmını masada bırakacağının bilinciyle, kısıtlamadaki insan ise az yemeyi basarsa da, kendini tutamayıp çok yese de sofradan kalkarken gerginliklerine yenilerini eklemiş olacağının huzursuzluğuyla yaklaşır besinlere sofraya. Biber hapı ise tüm bu huzursuzluklarınızın önünü keser.
Biri için yatıştırıcı ve huzur verici olan yemek eylemi, diğeri için başlı başına bir gerginlik üretme makinesidir.