Etiketler
Kırmızı biber hapı artık tahtakurusu kokusu gitmişti. Boşalan bardak sanki dünyanın en güzel parfümü gibi kokuyordu. Viskinin tadı da hâlâ damaklarında “cennet” gibiydi. “Muhteşem” diye düşündü.
Biber kapsülü bir kadeh evet ufak bir kadeh daha içebilirdi. Kafasının içi aydınlandı. Sönmekte olan mangalın ateşi yeniden canlanmıştı. Artık kendisini daha dinç ve güçlü hissediyordu. Garsonu çağırıp bir ufak kadeh viski söylemeyi düşünürken beklemeye tahammül edemedi. Yerinden kalkıp bara ulaştığında hemen barmene “Merhaba, bana bir duble sek viski ver” dedi. Eline alır almaz kafasına diktiği bardak yarılanmıştı. “İşte hayat bu!” dedi, bardakta kalanı da bir dikişte içip yeni bir duble viski daha söylerken sessize aldığı üzerinde eşinin adının yanıp söndüğünü gördüğü cep telefonunu kapattı.
Acı biber tableti bardan ayrılırken saat gece yarısını geçmişti. Barmene “Hoşçakal” dediğinde barda kendisinden başka kimse kalmamıştı. Tekrar ceketine sarılmış olarak taksiye doğru yürürken düşünüyordu. “Üç ayda bir içtiysem ne olmuş. Zaten bir daha içemeyeceğim. Düzelme dönemindeyim. Üç ay içmedim. Kafam bulanmış değil. Hem alkollü araba da kullanmıyorum. Bu kadarı benim hakkım. Esir değilim ya canım” diye içinden geçiriyordu.
Bindiği taksi eve doğru giderken birden fikir değiştirdi. Gece geç saatlerde bile açık olduğunu bildiği bir meyhanenin adresini sürücüye söyledi. Nasılsa bugün içme günüydü. Biraz daha içebilirdi. Hem daha sarhoş bile değildi. İçmeye başladığına göre sarhoş olmalıydı.